top of page

Kesişimsel hak gaspı karşısında trans kadın bir öğretmen: Zoe Lila

“Buradaydık, buradayız, burada olacağız!”

Zoe Lila & Mona

Bazı hikâyeler, bir kişinin başına gelen adaletsizliğin çoğu zaman yalnızca ona özgü olmadığını, pek çok kişinin sessizce taşıdığı ortak bir mücadelenin parçası olduğunu hatırlatır. Böyle davalar yalnızca bireysel değil, toplumsal bir meseledir.  Zoe Lila'nın davası tam da bu noktada kesişiyor. Hiyerarşik olmayan, demokratik, güvenli ve kapsayıcı bir sınıf kurmayı amaçlayan Zoe'nin çalışma hakkı, cinsiyet kimliği nedeniyle hedef gösterilmesinin ardından elinden alındı. Yaşadığı bu ayrımcılık münferit bir vaka değil; cis-hetero ikili sistem içinde çalışma hakkı ihlal edilen pek çok LGBTİ+ çalışanın deneyimleriyle kesişiyor.

 

Zoe bugün hem kendi hakkı için hukuki sürecini sürdürüyor hem de bu ayrımcılığın bir daha kimsenin

başına gelmemesi için uğraş veriyor. Bu röportajda Zoe Lila'nın trans bir kadın ve eğitimci olarak yaşadıklarını,

verdiği hukuki ve toplumsal mücadeleyi daha yakından anlamaya çalıştık.

Mona: Öncelikle bizimle buluşmayı kabul ettiğin için çok teşekkür ederim, Zoe. Bilmeyenler için, bize biraz kendinden bahsedebilir misin?

Zoe: Ben bir eğitimciyim, İngilizce öğretmeniyim, veganım, insan hakları savunucusuyum ve bir trans kadınım. Bunların yanı sıra, şiddetsizliği merkeze almaya çalışan bir insanım. On yıldır eğitim sektöründeyim. İngilizce öğretmenliğinin yanı sıra, ilgi alanlarım toplumsal cinsiyet eşitliği ve insan hakları savunuculuğu. Aynı zamanda hayvan hakları, çevre ve iklim aktivizmini de dahil etmeye çalıştığım bir eğitim anlayışım var. Eğitimin hep alternatif bir yüzünü görmeye çalıştım, örneğin, demokratik bir eğitim sistemi nasıl olur gibi sorular sordum kendime. Özellikle “Ezilenlerin Pedagojisi” kitabını okuduğumdan beri eğitim benim için çocukluğumda aldığım eğitimden çok farklı bir yere taşındı. Çünkü çocukluğumdaki eğitim ortamı benim için hiçbir zaman kapsayıcı ya da güvenli bir alan olmadı. Ait hissetmediğim bir bedende bir çocukluğum vardı. Okulda yalnızca dersleri öğrenen, sınıfında hiçbir zaman güvende hissetmeyen, öğretmenleri tarafından duyulmayan bir çocuktum. Buradan çocukluğuma sarılarak başlamak istiyorum.

 

Başlangıçta öğretmen olmayı hayal etmemiştim. Öğretmenliği seçmemin sebebi aslında İstanbul'a yerleşmekti. İlk kez bir sınıfa girdiğimde, on kişilik, 8-9 yaşlarında çocukların olduğu bir sınıftı. Orada fark ettim ki benim için eğitim, dil öğretiminin çok ötesinde bir şey. Benim orada varoluşumun, çocukları duyabiliyor olmamın, onlara güvenli bir alan sağlayabiliyor olmamın aslında benim tutkum olduğunu anladım. Orada mevcudiyetimi korumak gerçekten önemliydi, çünkü çocukların yaşadıkları şeyler bazen çok ağır ve yoğun olabiliyor.

 

Bazen insanlar "Eğitimin dışında sen kimsin?" diye soruyor, ama benim hayatım hep eğitim üzerine oldu. Hep kimliğimi inşa etmeye çalıştım. Yurt dışında yaşadım, Kolombiya'da, Almanya'da, ABD'de; farklı şeyler yaptım, gezdim. Ama her zaman merkezde eğitim vardı. Translığımı, LGBTİ+ aktivizmini bile geriye attığım zamanlar oldu; hep çalıştım, sürekli okudum, sürekli kendime ve eğitime dair şeyler yaptım. Zamanla LGBTİ+ aktivizmiyle yolum daha da kesişti, ama eğitim hep merkezdeydi. Arzuladığım şey, hiyerarşik olmayan, demokratik, güvenli ve kapsayıcı bir sınıf inşa etmek. Bunların yanı sıra spor yapmayı çok seviyorum. Yoga ve spiritüel taraflara ilgim yüksek, tenis oynuyorum, fiziksel aktiviteleri seviyorum. Genel olarak Zoe böyle biri: çoğunlukla eğitimci, bir tarafı hak savunuculuğu yapan, bir tarafı da spor yaparak kendiyle vakit geçirmeye çalışan bir insan.

 

Mona: Hedef gösterilmenin ardından iş sözleşmenin yenilenmediğini ve mesleğine devam edemediğini biliyoruz. Bu süreci senin için zorlayıcı olmayacak şekilde bizlerle paylaşabilir misin? Her şey nasıl başladı?

 

Zoe: Uzun soluklu bir yolculuktu; iki yıldır planlanan bir süreç. Yurt dışına gidip geldim; döndüğümde Türkiye'de eğitimci olarak var olabileceğime inanmıyordum. ABD'de yaşadım, döndüm ve Sarıyer Açı Okulları'nda işe başladım. İlginç bir eğitim ortamıydı; beni çok besleyen, mutlu eden, ilham veren bir yer oldu.

 

Üç yıl çalıştıktan sonra, 28 yaşımda, uzun yıllardır ertelediğim beden uyum sürecime cesaret bulabildim. Çünkü benim için hep önemli olan finansal özgürlüktü; tek başıma yaşayamamaktan çok korkuyordum. Bunu 18 yaşımda da yapmak isterdim ama hep önce para kazanmam, bağımsız olmam gerekiyordu. 28 yaşıma geldiğimde dedim ki artık yeter, ait hissettiğim bedende yaşamak istiyorum.

 

Bu kararı aldıktan sonra, psikiyatri görüşmelerinin ardından durumu okulla, bölüm koordinatörümle ve müdürümle paylaştım. Onlar da bunun bir insan hakkı olduğunu, yanımda olacaklarını, destekleyeceklerini söylediler. İki yıllık bu süreçte hormon kullandım, uzun süredir de ameliyat için para biriktiriyordum.

 

Ameliyat tarihim kesinleştikten sonra, 11 Haziran'da bütün öğretmenlere açıldım; ortaokulda 50-60 kişilik bir öğretmen grubundan bahsediyorum. Herkes çok mutlu ve destekleyici bir yerden yaklaştı. Pazartesi günü öğrencilere açılma süreci de planlandı; akşamında velilere bilgilendirme maili atıldı, bir online buluşma ayarlandı. 15 Haziran'da, iki yıldır tanıdığım 6. sınıf öğrencilerime açılma sürecim gerçekleşti. Benim için çok ilginç bir deneyimdi: hem zorlu hem de güçlendiriciydi.

 

16, 17, 18 Haziran olağan akışında geçti; çocukların alışma süreci vs. Veliler de 15 Haziran'da öğrendiler; onlarla da bir toplantı yapıldı. Bir veli dışında herkes destekleyiciydi; hâlâ aynı kişi olduğumu, hiçbir şeyin değişmediğini, aynı öğretmen olduğumu, benim orada olmamdan mutlu olduklarını söylediler. Tabii ki 1-2 veli olsa da hoşnut olmayan, karşı çıkan insanların olabileceğini az çok tahmin ediyordum. Ama bu boyutta olacağını tahmin etmiyordum.

 

Sınıf grubumda paylaştığım, yalnızca öğrencilerin ulaşabildiği bir fotoğrafım, bir veli tarafından alınıp kesilip, iktidar yanlısı medyalara servis ediliyor. Bilgilerim, her şeyim paylaşılıyor ve iktidar yanlısı medyaların nefret söylemi 19 Haziran Cuma günü başlıyor. Cuma günü ben dersteyim, çocuklarla yazma çalışması yapıyoruz. Dersin ortasında iki rehber öğretmen sınıfa giriyor; içimden "Kesin bir şey oldu, ya tutuklanıyorum ya bir şey olacak" diyorum. Sınıftan çıkıyorum, rehberlik odasına gidiyoruz. Bana haberi gösteriyorlar, "Gördün mü?" diye soruyorlar. Korkunç, nefret söylemi içeren bir haber: fotoğrafım, eski ismim, yeni ismim, her şeyim yayınlanmış.

 

O gün korkunç şekilde ağlıyorum. Gözlüklerimi takıp çantamı alıp sınıftan çıkıyorum. Sonrasında avukatımla görüşüp haberlerin kaldırılması için vekâlet veriyorum, başvuru yapılıyor. Bütün bunlar 19 Haziran Cuma günü, saat 13.30-14.00 gibi yaşanıyor.

 

Okul yönetimi o gün bana yanımda olduklarını, velilerin destekçi olduğunu, moralimi yüksek tutmam gerektiğini söylüyor. Ama ilginç olan şu: beni tam da o gün işten çıkarıyorlar ve bunu bana söylemiyorlar. "Yanındayız" diyen okul yönetimi, aynı gün beni işten çıkarmış oluyor, ben ise hiçbir şeyden haberdar değilim. Hafta sonu oluyor. Ölüm tehdidi mesajları almaya başlıyorum. Evi terk ediyorum. O süreçte hâlâ okul beni arıyor: "Moralini yüksek tut", "Güvende hissetmiyorsan okula gelme", "Yanındayız" diyorlar, çünkü 25'inde ameliyatım var.

 

19, 20, 21 Haziran'da bunlar yaşandı. 22-23'te okula gitmedim. Hâlâ destek olduklarını söylüyorlardı; veliler, okulun MEB ile görüştüğünü bana iletiyorlardı. 24 Haziran Çarşamba günü beni okula çağırdılar. Ben de "Okula gelemem, güvende hissetmiyorum, online görüşelim" dedim. Online görüştük. Bana dediler ki: "Elimizden gelen her şeyi yaptık ama sözleşmeni yenileyemiyoruz." O an yaşadığım şeyi anlatırken hep şu metaforu kullanıyorum: 100. kata çıkarılıp oradan aşağı atılmış gibiydim.

 

Ertesi gün, 25 Haziran, yeniden doğacağım bir gün olacaktı: ameliyat günüm. Çok korkunç bir fiziksel halde ameliyata girdim. Tam o gün, Millî Eğitim Bakanlığı okula geldi. Öğrencilerimle görüşüp sınıfa kimlerin girdiğini, ne konuşulduğunu sordular ve soruşturma başlattılar. Sonra öğretmenlerle, benimle ve müdürle görüştüler. Soruşturma hâlâ devam ediyor; sonucunu bekliyoruz. Bu, okul hakkında açılan bir soruşturma ama ben de doğal olarak onun merkezindeyim çünkü süreç benimle ilgili.

 

Bunların hepsinin ötesinde, aslında beni en çok yoran şey okula dair yaşadığım hayal kırıklığıydı. İki yıl önce bu süreç başladığında bana "Yapamayız" diyebilirlerdi. Kimseyi zorlamadım, hiçbir şey sormadım bile, "Yanımda olacak mısınız?" bile demedim. Ama kendileri "Yanındayız" dediler. Almanya'dan yüksek lisans için kabul almıştım; gitmedim, çünkü burası bana umut vermişti. Ama ben bunu bir kötülük olarak görüyorum. Beni yüzüncü kata çıkarmalarına hiç gerek yoktu; oradan atmaları çok şiddet dolu ve tehlikeliydi. Üstelik bu okul, temelini kapsayıcılık, toplumsal cinsiyet eşitliği komiteleri ve etik kurulu üzerine kurduğunu iddia eden bir okuldu. Herhangi bir okuldan bahsetmiyoruz; insan haklarını, çocuk haklarını önceliklendirdiğini iddia eden bir kurumdan bahsediyoruz.

 

Mona: Bu sistemli hak gaspı karşısında seni neler ayakta tuttu? Kimler, nasıl yanındaydı? Dayanışmanın deneyimindeki güçlendirici yerini merak ediyorum aslında.

 

Zoe: Öğrencilerimin tepkisi beni çok etkiledi. Evet, zorlananlar oldu, ismime alışmaya çalışanlar oldu, ama bunun dışında yüzlerinde bir mutluluk gördüm. Bazıları çok üzüldü, benim için korktu. Bazıları mesaj attı: "Ne olursa olsun yanınızdayım" diye. On yaşındaki bir çocuk bunu yapabiliyorken, ben de yetişkinlerden gördüğüm şiddete odaklanmak yerine, çocukların bu tepkisine odaklanmaya çalıştım. Çünkü yetişkinleri hep ikiyüzlü buluyorum, samimi bulmuyorum. Çocuklar en azından üzülüyorsa üzülüyor, korkuyorsa korkuyor, mutluysa mutlu, dürüstler.

 

Beni ilk ayakta tutan şey de aslında bu tepkilerdi: gelip sarılanlar, yanımda olduğunu söyleyenler, mesaj atanlar, eski öğrencilerim dahil. Velilerin mesajları… Onları hâlâ saklıyorum; çok duygu dolu, güçlendirici mesajlardı. O zaman henüz bir dayanışma platformu kurulmamıştı. Okulun "Yanındayız" demesi de bana çok gerçekçi gelmiyordu. Ama öğrencilerden ve velilerden gelen o mesajların çok değerli bir yanı vardı.

 

Bu olaylardan sonra yakın çevrem, yakın arkadaşlarım, başta LGBTİ+ örgütler olmak üzere, sendikalar, insan hakları savunucuları, İHD, feminist örgütler… Bir anda büyük bir ağ oluşturdular ve etrafımı sarmaya başladılar. Bu benim için çok değerliydi. Büyük bir ameliyattan geçmiştim ve ameliyatımın ikinci gününde ayağa kalkıp bilgisayar başında dilekçe yazıyordum. Avukatım da bu süreçte çok destekçi oldu.

 

Dayanışmanın en güçlü yanı, insan hakları savunucularının sadece "Yanındayız" demekle kalmayıp her türlü ihtiyacıma cevap vermeye çalışıyor olmalarıydı. Bu beni güçlendirdi ve fiziksel olarak en kırılgan olduğum zamanlarda devam etmemi, uyanmamı sağladı.

 

Bir platform kurduk ama bu herhangi bir platform değil. Çünkü biliyorum ki ilk ben değilim, son da olmayacağım. Bu Zoe Lila'nın davası, ama bir emsal dava olmasını istiyoruz. Bu platformda düzenli buluşuyoruz, bir kampanya geliştiriyoruz; uluslararası hak savunuculuğu da yapacağız. Buralarda destek çok yüksek; beni ayakta tutan ve destek veren şeyler bunlar oldu.

 

Mona: Trans bir eğitimci olarak öğrencilerinle kurduğun ilişki bu süreçte senin için nasıl bir anlam taşıdı? Eğitimde görünür bir trans öğretmen olmak sence neden bu kadar önemli ve neden bu kadar zor?

 

Zoe: İki öğrenci yazdı bana. Liseden mezun olan ve benim öğrencim olmayan iki kişi. İkisi de trans olduklarını ve kendi ortaokul dönemlerinde benim gibi bir öğretmenin hayatlarında ne kadar önemli olabileceğini söylediler. Sanırım beni en çok çarpan taraf buydu; kardeşleri aracılığıyla beni tanıdıklarını söyleyen kişilerdi.

 

Trans bir eğitimci olmak, görünür bir trans eğitimci olmak çok değerli. Çünkü "insan hakları" diyoruz, "toplumsal cinsiyet eşitliği" diyoruz ama bunun görünür bir öznesi yok çoğu zaman. Görünür olan hep cis-hetero ikili sistemin içindeki insanlar oluyor; trans hakları konuşulsa da bir özne üzerinden somutlaşmıyor.

 

Orada özne olarak var olmak, çocuklara bu hak savunusunun sadece kâğıtta, defterde kalan bir şey olmadığını, gerçek hayatta da mümkün olduğunu gösteriyor. Kişinin kendi bedeniyle, özgür seçimiyle özgür yaşayabildiği bir dünyayı tahayyül etmenin somut bir göstergesi bu.

 

Görünür bir trans eğitimci olmanın zorlukları var tabii, en başta toplumsal baskı. Toplum çok ikiyüzlü; "Trans bir eğitimci olamaz" gibi çok fazla yorum geldi. Ben de diyorum ki: trans olmamın dışında ben bir eğitimciyim. Evet, trans kimliğim var, ama ben eğitimde var olmak isteyen, sorgulayan, düşünen, şefkatli bir sınıf yaratmak isteyen bir insanım. Beni orada var eden trans kimliğim değildi, orada Zoe ve insan olarak eğitimci olmak isteyen biri vardı. İnsanların, çocukların, velilerin benimle kurduğu bağ da bunu gösteriyordu: "Evet, bu insan burada, eğitimin içinde olmak istiyor."

 

Saatlerce dinlediğim, yıllarca birlikte çalıştığım çocukları hatırlıyorum: "Bu okulda kimseye güvenmiyorum, sadece siz varsınız" diyen çocuklar. Onların söylediği şey aslında duyulmaktı. O çocukları bir eğitimci olarak duydum ve bu benim için çok değerliydi, çünkü duymak çok zor bir eylem.

 

Ama genel olarak, trans bir eğitimci olarak sürekli açık bir şiddetin, hak ihlalinin öznesi olma tehlikesiyle karşı karşıyasınız. Hata yapma imkânınız yok, mükemmel olmak zorundasınız. Birileri bir emek koyarken siz beş emek koymak zorundasınız, bu sistemde tutunabilmek için. Sanırım zorluklar da bunlar.

 

Mona: Trans bir kadın olarak senin için "güvenli bir yaşam" ne anlama geliyor?

 

Zoe: Güvenli bir yaşam benim için önce fiziksel güvenlik demek. Şu aralar en çok orası öncelikli, çünkü fiziksel bütünlüğümü tehlikeye atan durumların arttığı bir dönemdeyim. Psikolojik güvenliği de çok önemli buluyorum elbette. Sanırım en ağır şeyler şunlar: ölüm tehdidi mesajı almak, gözlerin üzerinizde olması, takip edilmek, yolda yürürken güvende hissetmemek. Bunlar hepimizin yaşadığı deneyimler, ama trans biri olarak maruz kaldığınız bu şiddet daha da ağırlaşıyor.

 

Psikolojik güvende olma kısmı benim için eşit şartlar, eşit haklar demek. Mesela Millî Eğitim Bakanlığı, trans olmamın hiçbir sorun olmadığını dile getiriyor kâğıt üzerinde, ama kâğıttaki şeylerle gerçekte yaşanan aynı değil. Beni hedef alan linç kampanyalarında kullanılan aşağılayıcı ifadelerle anılmak, “sapık öğretmen” olarak adlandırılmak mesela, psikolojik olarak çok yıkıcı bir şey. Trans biri olarak kişi zaten kendi varoluşunu, öz şefkatini korumaya çalışırken, dışarıdan gelen şiddet hem o öz şefkati zedeliyor hem de psikolojik dayanıklılığı zorlaştırıyor.

 

İnsanların rahatça nefret söylemi yapabildiği ortamların yaratılması, bunu kamuoyu önünde yapabiliyor olmaları bir hukuksuzluk; bu da hem psikolojik hem fiziksel anlamda güvende hissetmeme engel oluyor. Evden çıktığımda, evimde, sokakta yürürken, insanların bana şiddet uygulayabileceği bu kadar geniş bir alanın olması, benim için asıl güvenlik açığı bu.

 

Mona: Şu anda neler yapıyorsun? Süreç, tazminat davası dahil, nasıl devam ediyor?

 

Zoe: Önce hukuki boyuttan başlayayım. Bu olaylar yaşandığında BTK'ya iki başvuru yaptık, hedef gösteren haberlerin kaldırılması için. Orada bir tür soruşturma başlatıldığını biliyoruz, ama hâlâ hakkımdaki nefret ve linç kampanyası içerikli haberler kaldırılmadı.

 

Bunun dışında Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu'na da başvuru yaptık. Onların da henüz hiçbir adımı ilerlemedi, ama bu bir başvuru, kayıt altında sayılsa da sayılmasa da, bu bir cinsiyet kimliği sebebiyle ayrımcılık. Ayrıca iş davası, yani tazminat davası açtık. Cinsiyet kimliğinden kaynaklanan ayrımcılık gerekçesiyle yürüttüğümüz arabuluculuk süreci tamamlandı ama olumlu sonuçlanmadı; şimdi bunu mahkemeye taşıyacağız. Amacımız, yaşananın cinsiyet kimliği sebebiyle ayrımcılık olduğunun hukuken tescillenmesi.

 

Bir bilgi notu hazırlandı: yaşadığım hak ihlalini, Türkiye'nin de taraf olduğu ulusal ve uluslararası hukuk metinleri çerçevesinde değerlendiren 11 sayfalık bir metin. Bu metinle uluslararası sendikaların desteğini almayı hedefliyoruz. GoFor ile de iletişimdeyiz; onlarla birlikte konuyu uluslararası savunuculuk anlamında Avrupa Konseyi gündemine taşımayı hedefliyoruz. Aynı şekilde konu Meclis'te de gündem oldu, ama bu gündemi daha da büyütmek için iletişime geçeceğimiz milletvekilleri var.

 

Bunların yanı sıra genel olarak hep hak savunuculuğu ve platformla ilgili işler yapıyorum. Bu platformda çok sayıda eğitimci, hak savunucusu, queer ve feminist insan var. Amacımız, bu davanın bir emsal olması ve gelecekte LGBTİ+ çalışanların benzer bir ayrımcılığa maruz kalmaması; çalışma hakkı ve insan hakları bağlamında mücadele ettiğimiz bir süreçteyiz.

 

Mona: Birçok platformda insanların  senin hikâyeni görünür kılmaya, mücadelene destek olmaya çalıştıklarını gördüm. Böyle bir dayanışmanın somut olarak neyi değiştirmesini umuyorsun? İnsanlar neler yaparak sana ve mücadelene ve daha kapsamlı düşünürsek trans mücadeleye destek olabilirler?

 

Zoe: Platform olarak asıl hedeflerimiz şunlar: Öncelikle, bunun bir cinsiyet kimliği sebebiyle ayrımcılık olduğunu ve ulusal ve uluslararası hukukta pek çok ihlale yol açtığını gösteren hukuki sonuçlar almak. En somut hedefimiz işe iade edilmem; bunun TİHEK gibi kurumlar tarafından bir hak ihlali olarak tanınıp sağlanması. Bir trans öğretmenin işe iade edilmesi demek, başka eğitim kurumlarında hiçbir LGBTİ+ çalışanın hakkının bu kadar kolay ihlal edilemeyeceğinin açık bir göstergesi olacak demek. Yani benim işe iademin aslında bir emsal karar anlamına geleceğini, bunun bir daha tekrarlanamayacağının açık bir işareti olacağını düşünüyorum.

Diğer insanların yapabileceği en önemli şey, kampanyayı gündemde tutmak. İster sanatçı olsun, ister mühendis, herkesin bunun bir insan hakları ihlali olduğunu, eğitimin insan hakları temelinde şekillenmesi gerektiğini, demokratik bir hukuk devletinde yaşadığımızı hatırlatmaya devam etmesini ve bu dayanışma platformunu gündemde tutup desteklemesini bekliyorum.

 

Yapılabilecek en somut şey, süreci takip etmek ve ses çıkarmak. Bir GoFundMe sayfası açtık, finansal destek sağlamak isteyenler için hâlâ açık. Ayrıca Açı Lisesi'nden mezun öğrenciler bir Change.org imza kampanyası başlattı. Aslında en kolay destek olunabilecek yer de burası. Tek yapılması gereken bir imza atmak. Web sitemizde de "Nasıl destek olabilirim?" diye ayrı bir bölüm var; dileyenler inceleyebilir: solidarityforzoe.com.  

 

Bu bir insan hakları ihlali; hiç kimsenin bunu bir daha yaşamaması için destekçi olunmasını bekliyoruz.

 

Mona: Yaşadıklarının Türkiye’deki diğer translar için nasıl bir anlamı olduğunu düşünüyorsun?

 

Zoe: Hâlâ davası süren transların ve trans eğitimcilerin olduğunu biliyorum. Bana mesaj atıp "Benim davamda böyle bir görünürlük olmadı" diyen insanlara umut olmak istiyorum. Gelecekteki gençlerin tek seçeneğinin yurt dışına gitmek olmadığının, genç transların geleceğinin burada da olabileceğinin bir göstergesi olsun istiyorum. Genel olarak, bu sürecin sadece eğitimde değil, herhangi bir alanda hiçbir insanın cinsiyet kimliği ya da cinsel yönelimi sebebiyle ayrımcılığa uğramasının bu kadar kolay olmayacağının somut bir örneği olmasını diliyorum.

 

Mona: Şu an benzer süreçlerden geçen, çalışma hakkı gasp edilen, veya Türkiye'de görünmez kılınmaya çalışılan translara deneyimlerine dayanarak ne söylemek istersin?

 

Yalnız değiliz ve yasal olmayan hiçbir şey yapmadık, yapmıyoruz. Bize dayatılan bu dört duvar arasında sıkışıp kalmak ya da sadece seks işçiliğine itilmek zorunda değiliz. Varız, az değiliz, yan yanayız. Bu topluluğa destek olan pek çok insan var. Yaşadıklarım, sistematik ayrımcılığın ve güvencesizliğin somut bir özeti, ama aynı zamanda geri adım atmamamız gerektiğinin de bir göstergesi.

 

Bazen şunu düşünüyorum: geçmişte Rosa Parks'ın otobüste oturması gibi bir eylem benim yaptığım da. Belki bu kadar büyük değil, ama o insan o koltuğa oturdu ve bir şeyi başlattı. Geri adım atmayacağız. Evet, hayat kolay değil, mücadele zorlu, ama tek değiliz.

 

Hiç kimsenin geleceğinin sosyal izolasyona ya da sosyal ölüme terk edilmediği bir gelecek tahayyül ediyoruz. Ve bunun için mücadele eden çok fazla insan var. Haklarımızı her gün, tekrar tekrar, yüksek sesle haykıracağımızı, vazgeçmeyeceğimizi söyleyerek bitirmek istiyorum.

 

Buradaydık, buradayız, burada olacağız!

bottom of page